Cumhurbaşkanlığı seçimi !!!

 

Saatler 27 Nisan 07 tarihinde 15:00 ı gösteriyordu. Meclis başkanı Bülent Arınç oturumu açmaya karar verdi ve yerini aldı. Bu sırada taktiksel olarak CHP Grup Başkan Vekili Sayın Kemal Anadol meclise giriyor ve meclis başkanına sırf kayıtlara geçmesi için sayım yapılmasını istiyor. Arınç ise bunu kabul etmeyerek burada 184 kişinin olduğunu belirtiyor. Anadol’a isterse meclise hitap edebileceğini belirterek kendisini kürsüye davet ediyor. Anadol sözlerini belirttikten sonra yeniden meclis başkanına dönerek sayım istiyor. Arınç’ın cevabı ise kitapçıkta geçtiği şekilde oluyor. “Ben sayıyı yeterli olarak görüyorum. Eğer sayım yapılmasını istiyorsanız 20 kişinin sayım istemesi ile sayım yapılabilir. 20 akadaşlarınızı getirin ve sayım yapalım” oluyor. Bu beklenen taktikler savaşı sonucunda mecliste 361 kişi oy kullanıyor. 357 kişi Abdullah Gül’e kabul oyu veriyor ve 1. tur sona eriyor. CHP ise meclis tutanağını almak için Bülent Arınç’ın imzasını bekliyor ve hemen tutanağı aldığı gibi Anayasa Mahkemesine gidiyor.Oylam devam ederken dışarıda  Sayın Anadol ile yapılan röportajda ise 102. maddeyi bir çerçeve olarak gördüğünü belirterek oy kullanan kişinin de 367 kişi olması gerektiğini belirtiyor. Ama bence burada atladığı bir durum var. O da Anayasa maddeleri bir çerçeve olarak görülemez. Alt fıkraları ile bir bütün olması lazımdır. Ayrıca da çoğu hukukçu da Anadol’un çerçeve gibi görmesini yanlış bulmaktadır. Benim kendi yorumum ise toplantı yeter sayısı yani yoklama sayısı ile cumhurbaşkanı’nın  seçimi için gerekli sayı arasındaki fark vardır. Bunlar farklı durumlardır. Ama  CHP bunu kabul etmemiştir ve Anayasa mahkemesine gitmiştir.

                                                                         KEMAL ANADOL

            Anayasa’nın 102. maddesinin ilk fıkrası “cumhurbaşkanı T.B.M.M. üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile seçilir.” diye kitaplarda geçmektedir. Yani buradan benim anladığım 1. turda 367 oyu alan cumhurbaşkanıdır. Bu fikri destekleyen durumlar ise alt fıkralarda belirtilmektedir. Kısaca alt fıkraları özetlersek eğer bir aday 1. turda 367’yi alamazsa 2. turda yine 367 aranır. O’da olmazsa 3. ve 4. turda iş sonuçlanır. Yani o sırada oturumda 367 kişi olmalıdır diye bir ibare yok burada. Bir örnekle açıklamak gerekirse. Mecliste o sırada 400 kişi olduğunu varsayalım. Ve bunların 350 si oy kullandı geri kalan 50 si de protesto ya da başka bir amaçla oy kullanmamış olsun. Bu olabilecek bir durumdur. Yani bu 50 kişi oy kullanmadı diye (ki milletvekillerinin oy kullanma mecburiyeti de yoktur) o meclis seçimi iptal mi olacaktır.!! Ama Deniz Baykal ve CHP’nin düşüncesi budur.

            Buradan sonra TSK’nın internet sitesinde hoş olmayan bir zamanda yayınladığı muhtırayı değerlendirmek istiyorum. 1. Turun yapıldığı, sonucunun Anayasa Mahkemesine gittiği bir anda TSK nın çok alakasız bir saatte gece 11:00 de internet sitesinde yayınladığı yazı sadece Türkiye’nin değil Dünya’nın da gündemine bomba gibi düşmüştür. Burada aklıma yine bazı sorular geldi tabiî ki. Özellikle 1970 yılında Türkiye’nin başına gelen GENÇSUBAYLAR olayı ile yine mi karşı karşıya kalınmıştır? Yoksa gerçekten de Büyükanıt’ın ve TSK’nın düşüncesini birebir karşılayan bir yazı mıdır? Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim TSK’nın yazısında belirttiği nedenlerden ötürü irticanın olduğunu belirtmesi aslında bana hiç hoş gelmemektedir. 23 Nisanda kutlu doğum haftası denk geldi diye o günlerde etkinlik yapıldıysa bunu özellikle TSK’nın irtica ile bağlaması üzücüdür. Ki ben kutlu doğum haftasında İzmir sokaklarında gezerken hatta okulumun yan tarafında lokmalar döküldüğünü gördüm. Bu lokma dökülen yer ise İzmir. Yani Türkiye’nin en önemli ve laikliği en sert savunan şehri denilen yer. 23 Nisan’da bu kişiler lokma döktü diye bu kişiler de mi irticacı oluyor yani!! Yani demek istediğim TSK illaki irtica ile ilgili örnekler verecekse JİTEM diye bir grubu var. Onlardan istihbarat alarak dini kullananlar ile ilgili gerçek delillerle gelmesi daha şık olurdu. Bu yazılanlar sanki delil değil de sadece bahane gibi duruyor bence.

                                                               

Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri bence madem bu şekilde çıkış yapmayı göze almıştı, bu yazısını TSK Cumhurbaşkanlığı seçimlerden önce yapsaydı bu kötü durumdan daha az kötü bir durum olabilirdi. Belki Anayasa mahkemesine gidilmeyerek meclisin üstünlüğüne leke gelmeyecekti. Özellikle TSK’nın bu şekilde ve bu saatte gerçekleştirdiği muhtıra ile aklıma gelen başka bir soru da acaba Büyükanıt kendisi mi cumhurbaşkanı olmak istiyor? Sorusudur. Hatta bazı kişiler televizyonlarda vb. yerlerde Cumhurbaşkanı asker olmalıdır şeklinde çıkış yaparak desteklerini vermektedirler.

                    

   Aslında bu sürece gelinmesinin tek sebebi olarak AKP yi görmemek lazımdır. Sivillere asker müdahale ediyorsa eğer, şunu bilmek gerekir ki bu bir grupta değil her grupta hata olduğunu gösterir. Ayrıca hükümetin de bu açıklamayı üstüne alması da Türkiye ve AKP için iyi olmuştur. Hatırlarsanız 28 şubat sürecinde asker yine çeşitli yollarla açıklamalar yapmış, Erbakan’da bunları hiç duymuyormuş gibi hareket ederek önüne bakmış. Sonuç itibari ile Sincan olayları patlak vermiştir. Artık 2000li yıllara giren bir Türkiye Cumhuriyeti darbe kelimesini ağzına bile almamalıdır. Daha önce neredeyse 10 yılda bir darbe ya da muhtıra yiyen bir Türkiye Büyük Millet Meclisi 1982’den bu yana bir tek Sincan olayı hariç kendi görevini dışarıdan müdahale almadan devam ettirmektedir. Böyle olmaya da devam etmesi gerekir.

            AKP’nin TSK ya verdiği cevap ise Türkiye için de bir ilk olmuştur. İlk defa bir hükümet TSK’ nın Başbakanlığa bağlı bir kurum olduğunu belirtmiş ve açıklamanın haddini aştığını belirterek, bununla da kalmayıp savcıların da bu konularda özgür olduğunu yeniden hatırlatarak bu durum ile ilgili soruşturma haklarını kullanmasını bazıları için çaktırmadan bazıları için de alenen belirtmiştir. Bunun haricinde Abdullah Gül’de bu olayların olmasına rağmen adaylıkla ilgili geri adım atmayacağını belirtmiştir. Zaten geri adım atarsa mağlubiyeti kabul etmiş olacak ve önümüzdeki seçimlere 1-0 mağlup girmek istemeyecektir. Ayrıca şu anda mecliste olan muhalefet partileri erken seçimin şart olduğunu belirtmektedirler. Sadece partiler değil TUSİAD’ DA erken seçim olması gerektiğini belirtmiştir. Aslında bundan sonra yapılacak olan seçim bence erken değildir. zorunlu seçimdir. Bundan sonra erken seçim demenin manası kalmamıştır.

            Benim fikrime göre ayrıca TSK’nın belirttiği ben laiklikten yanayım cümlesi de aslında Türkiye’yi sanki iki kısıma ayıran bir TSK var izlenimi vermektedir ki bunu asker tarafından duymak beni rahatsız etmektedir. TSK bir yanda olmaması gereken sadece ve sadece LAİK olması gereken bir kurumdur. Kendine bir saf tutmaması gereklidir. Bu durum şöyle izah edeyim. Saadet partisi Dini kesimi kucaklayabilir.(ayrıca dini kesimde laikliği isteyenler de vardır. Mitinglerde şalvarlı insanları gördük) CHP laikliği ve sosyal demokrat insanları kucaklayabilir. Ama TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ tüm Türkiye Cumhuriyeti Kimliği taşıyan insanları kucaklamalıdır. TSK bir parti değildir. Sağcısı solcusu, dincisi dinsizi, komünisti sosyalisti tüm insanların güvendiği ve inandığı tek ortak nokta Türkiye’nin ordusudur.

            Aslına bakarsanız TSK’nın sitesinde yayınladığı muhtıra çok aceleye gelmiş bir yazı olduğu da kendini belli ediyor.. Bu da beni daha önce de dediğim gibi Gençsubaylar’ın bir parmağı varmı diye hala şüphelendirmiyor değil…

                                                   

            Son olarak benim merak ettiğim pazartesi gününden itibaren Türkiye ekonomisi ne olacak? Türkiye’de yatırım yapan yabancılar nasıl davranacak? Türkiye’de bulunan milyonlarca hatta milyarlarca dolarlık sıcak para ne olacak? Borsa ne yapacak? Dolar hemen fırlayacak mı? Artık buraya kadar olan oldu. Yapmamız gereken tek şey BEKLE VE GÖR. Elden başka ne gelir ki!!

 

 

                                                                                                            Serkan PALA

                                                                                                           29 NİSAN 2007

 

 

 

 

TSK'nın açıklaması:

http://www.tsk.mil.tr/bashalk/basac/2007/a08.htm 

 

AKP'nin ilgili açıklaması:

http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=17235&kategori=2

 

 

 

 

NOT:Sonraki yazımın konusu ise "Genel seçimlere giden Türkiye'yi bekleyen tehlikeler" ile ilgili olacaktır.